09 Kasım 2009 Pazartesi

İlk iş günü, ilk ayrı gün

Bugün işimize tekrar başladım, Can doğduğundan beri hazır olduğumda başlayacağım dedim hep, ben hazır olduğumda şartlar uygun değildi...

Şimdi ise haftada 3 gün ofisde olacağım, bugün ilk defa Can'ı annanesine, dedesine bıraktık, sabah kalktık, akşamdan zaten çantasını hazırlamıştım, oyuncak arabalar, oyun hamuru ve boya kalemlerini de koydum. Canım benim aramasın onları istedim, bütün gece ayrılık rüyaları gördüm, ay emanet ettiğim kişiler annem babam ve o kadar eminim ki onlarla çok ama çok mutlu, onlar oğluma çıldırıyorlar, üstelik eminim ki en az benim kadar iyi bakarlar oğluma... Ama annelik işte, başka bir şey bu. Annem hep derdi "anne olmadan anlayamazsınız" diye, evet haklıymışsın annem şimdi daha iyi anlıyorum.

Temizlik perimiz sabah tam 9'da geldi, biz çoktan hazırlanmıştık, Can elinde kalesi, içinde tamı tamına 15 tane küçük arabası, tıngır tıngır çıktık evden. Annemlere çıktık ve annem kapıyı açtı, Can tıntıntın girdi içeri seslendi "dedeeeee ben geldimmm" :) Bundan daha güzel bir güne başlama olamaz...

Biz kararsız kaldık, vedalaşalım mı yoksa gidelim mi diye.Bugünlük vedalaşmamayı tercih ettik. Yolsan aradım annemiüzüldü mü diye, üzülmemiş, biraz sormuş bizi, sonra ohhh ver elini park, oradan dedesine eşlik etmiş yürüyüş yapmışlar, kuşları beslemişler, bol bol yemek yemiş, güzelce uyumuş.

Çok şükür oğlum mutlusun, huzurlusun, ama itiraf ediyorum gün içinde 1 an bile aklımdan çıkmadın Can'ım...Seni seviyorum oğlum...

Can'dan inciler

Hakikaten çok sevimli, çok komik bir çocuk...Şu andaki bazı repliklerimiz şöyle,

*Eğer çok yemek yediyse
-Anneee bakk ayağım büyüdü

*Adı yine değişti
-Mavibu senin adın ne?
-Mavibu bitti, benim adım mıkıkıbu (kırmızıbu)

*Yatakta ayaklarını da örtersek
-Ay ay ayağım yok
-Var oğlum burada işte
-O diil öbürü
-Oğlum öbür ayağında burada bak(ikisi de gıdıklanır)
-Ah tamam burdaaa

*Bir papağan gördüğü anda
-Anneee papağan yicemmmm

*Her şeyin ona ait olması lazım, egonun gelişmeye başladığı, süper egodan birhaber olduğumuz bu dönemde herşey ben, ben, ben
Dedesini, annanesini, arkadaşlarını,kuzenini bize davet eder
-Benim eve gellll
-Anne benim çatal, benim bıçak????
-Benim kırmızı arabam (annesininin)
-Benim siyah arabam(babasının)

*Ev ayakkabısını giydiremediğim için normal terlik aldım, çok ama çok sevdi
-Ahhh terliğim, ayağım buzzz...Anne böyle???? (düz giyip giymediğini sorar)Bu ayak bunaaaa, bu ayak bunaaaaa

Bir de çok gururlandığımız bir konu...Can'ın müthiş bir çekim gücü var, nasıl oluyor, nasıl yapıyor bilemiyorum, çok girişken ve yabancılara karşı çok oyuncu birçocuk değildir, temkinlidir, tanımadan güvenmez, oynamaz. Buna rağmen hangi oratama girerse hemen birileri gelir, sevebilirmiyim der, oğlumla ilgilenir, vakit geçirmek ister.

*Dün Konak'ta sahibi olan bey Can'ın Crocks'unun aynısını giymiş, tek fark sanırım bunlar 50 numara falandı:)) Can hemen tanıdı
-Aaaa anne bak benim ayakkabı, tucuncu...

08 Kasım 2009 Pazar

Pastırma yazı...



Bugün İstanbul kazan biz kepçe dolaştık, durduk...Yurtdışından gelen misafirlerimizi kahvaltıya götürmek için evden hızlıca çıktık. Enfes bir hava eşliğinde, bir yanımızda bütün boğaz manzaramız, diğer yanımızda Galata Kulesi eşliğinde Konak Pastanesinde harika bir kahvaltı ettik, kaymak ve peteğinden süzülen bal yemekle doyulacak gibi değil, böyle yanına alıppp bir süre koklayı keyfini çıkarmak lazım.

Hava çok ama çok güzel, oğlum, sevgilim mutlu, boğaza nazır çay keyfi gibisi yok...Ben çayımı yudumlarken sevgilim ve oğlum kuşları yemlediler, sohbet ettiler, gülüştüler. Tabii ben fotoraf makinasını şarj etmeyi unuttuğum için bütün bu anlarda telefonumla yetinmek zorunda kaldım:( Ama bu bile iç açıcı...

Ardından istemeye istemeye kahvaltımızı sonlandırdık, keza misafirlerimizin artık uçak vakitleri yaklaşmıştı, onlardan ayrıldıktan sonra Can sanırım temiz havanın da etkisi ile arabada uyuyakaldı, hadi biraz dinlensin biz de boğaz gezelim dedik ve düştük yollara. Gerçekten yollara dültük çünkü boğaz trafiği anlatılamayacak kadar kalabalıktı, gerçi bizim için hava hoş ne de olsa oğlumuzun uyuması için zaten biraz daha arabada olmamızda fayda var.


Can uyanınca hadi bari okulumuzun tesisine gidelim dedik, çıktık İTÜ'nün tesisine, ikinci harika manzara eliğinde bu sefer de öğle yemeklerimizi yedik, Can koştu, kedileri sevdi ama en önemlisi hemen kendine bir arkadaş buldu, beraberce oynadılar. Bir ara yanlarına gittimsohbet ediyoruz, aaa bir baktım Can hem benimle konuşuyor hem de çaktırmadan, hiç küçük hanıma bakmadan elini elinin içine alıyor... Çok tatlılar çoooook...
Gün bitti mi? Hayırrrrrrrrrrrr....Hava karardı ama olmaz arkadaşlarımızla sözleştik Özgürlük Parkı'na gitmeliyiz. Orada da gezdik, tozduk, hava karardı diye sanırım Can park oyunları ile ilgilenmedi ama trene binmeyi yine ihmal etmedi kuzum...

Kuzen kuzene...


Park her zaman keyifli, hele bir de kuzen kuzene gidince daha bir güzel oluyor. Dede ise bir bu miniğe bir diğerne sarılıyor, cebinde sakladığı kırmızı kağıtlı küçük çikolatalardan bir bir veriyor, sarılıyor, kaydırıyor...
Kaydıraktan "dede bakkkk, dede bakkk", "dede gelll", "dede beni allll" sesleri geliyor, Can bir ara duruyor ve soruyor "dede, annane???" Canım benim kıyamaz hiç annanesine, o da olsun yanında istiyor...
Melis yolda yavaşça dedesine sokulup, fısıldıyor " dedecim elim çok sıcak oldu:(", sanırım Can biraz fazla sıkı tuttu kuzeninin elini, eh ne görse kızcağızı çekiştiriyor, o da görsün istiyor...
Melis biraz çekinir hayvamlardan Can ise hala Elmyra modunda gider hayvanların üstüne, ama ne oldu Can Melise kuşları uçurmayı öğretti:)) beraberce kuş kovaladılar. Son 5 dk, uyarısında sonra Can son kez kaydı ve seslendi "anneeee bitti, Melissss gelll" . Çok tatlılar çok...